Umut mu Dediniz?

Aslında yaşamak bir umut mücadelesidir.
Mücadele olduğu sürece, umut olduğu sürece, her zaman daha yaşanılabilir olmuştur hayatlarımız. Verdiğimiz mücadeleler her zaman sonucunda maddi bir şeyler getirmeyecektir, zaten sadece maddi bir şeyler elde etmek için verilen mücadeleler günün sonunda önem verilen maddenin değersizleşeceğinden dolayı başlanğıç noktasına geri dönülecektir. Bazen mücadele hayat dengesini kurabilmek için dünyanın bizlere sunduğu türlü güzellikler için olabileceken bazen de bu hayat dengesinin temellerini oluşturacak, umut, karakter, ve vicdan sahibi bir insan olabilmek adına verilmelidir.
Umut, yaşamak için, hayatın daha anlamlı olabilmesi için en temel bir duygudur. Etrafımız her ne kadar karanlık duvarlarla kaplı olsa dahi, taşı delebilecek bir karanfil filizi, tavandan sızıntı yaratabilecek bir yağmur damlası muhakkak olacaktır. Ve etrafınızda oluşan bu çatlaklardan gün yüzüne ulaşmayı amaçlarsanız muhakkak sizin için aydınlık, huzurlu günler çok yakındır. Mevsimler dördü birden hiç durmadan biribirini kovalar ve her birininin kendine özgü güzellikleri vardır. Bazen sıcak yaz güneşi kumsallarda keyfini sürerken bazen de beyaz bir gelinlik misali tüm iffetiyle kar, hayatı esir almaktadır. Bu süreçte biri diğerini hep umutla beklerken sırasının geleceği günü özlemektedir. Buğday için yağmur, dağlar için kar, insanlar için güneş hep doğru zamanı beklemektedir. Değerli şairimiz Cahit Sıtkı’nın sevdiği için söylemiş olduğu şu dizeleri hayatımız için umut ne demek gayet güzel açıklamaktadır;
Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin!
Mücadele, umutla ayrılmaz bir ikilidir, bunları heyecan ve istek destekler. Hayatımızın her döneminde bizleri memnun etmeyen, sanki dünyanın en önemli sıkıntılarına sahipmişiz algısını oluşturan etmenler olmaktadır. Fakat unutmamalıyız ki hayatımız zorluklarla anlamlı hale gelmektedir. Zorluklarla karşılaştıkça yeni yerler, yeni insanlar keşfetmek için bir değişimin içine gireriz. Yine bu zorluklar size, o güne kadar yaşadıklarınızın aslında ne kadar da önemli oldığunu hatırlatan birer şanstır. Böyle durumlarda mücadeleden zorluklarını bahane ederek kurtulmaya çalışan, umutsuzluğu kendilerine öncü edinmiş insanlar, şikayet ettiklerinin her geçen gün daha çok büyüyen zararlarıyla hayat dengesinin her zaman altında yaşamaya devam edecektir. Üretmiş olduğu bahaneler hayatının her dönemininde bedeninin en derin noktalarına işlemiş zararlı bir haşerat misali ruhunu kemirmeye devam edecektir.
Bir tercih paradoksu olan kaderimiz, hiçbir insana geçmişteki en kötü günlermizi özletecek tercihler yapma fırsatını vermesin. Eğer mücadeleyi, ümit etmeyi bırakırsak, kader, bizlere bahaler üreterek kaçmış olduğumuz engellerden daha büyüklerini çıkarmaya devam edecektir.
Şimdi bir aile düşünün anne ve baba 20 li yaşlarının henüz başında, ilk çocukları 4 yaşına yeni basmış, saçları sarıya yakın, gözleri yanılmıyorsam ela bir kız çocuğu.  Tam bu dönemde anne ikinci evladını kucağına almanın arifesindedir. Ve erkek bir cocukları oldu, ailelerini tüm çeşitlikleriyle birlikte tamamlamnın mutluluğunu yaşıyorlardı. Fakat talihsiz bir şekilde yeni doğmuş olan bebekleri henüz 6 aylıkken rahatsızlanıyor ve doktorlar tarafından bundan sonraki hayatında bir daha yürüyemeceği ve konuşamayacağı söyleniyor. Evet herkesin kolaylıkla kabul edemeyeceği bir gerçek bu. Fakat bu çekirdek aile mücadeleden vazgeçmiyor ve yıllarını bir küçük umut uğruna çocuklarını iyileştirmek için feda ediyorlar. Dört yaşındaki minik ablamız ise o saatten sonra kolay kolay ağlamayarak mücadeleye o da dahil oluyor. Uzun süren bir serüven sonunda doktorlarını dahi şaşırtarak o erkek çocuk yürümeye, konuşmaya başlıyor. Aile uzun zaman sonra hayat dengesinde refah noktasının çok üzerine ulaşmıştır. Burada bırakmadılar bu işi, eğitimci olan baba okuma ve yazmayı öğretiyor yaşıtlarından geri kalmaması için hepimizin defterlerini süsleyen fişleri evinin her köşesine oğluna bir şeyler öğretebilmek için yerleştiriyor. Bu mucizevi umut dolu mücadelenin sonunda o evlatları mesleki eğitim alarak marangoz atolyesi kurup kendi tasarımlarını yapmaya başlıyor. O minik ablası ise ülkenin en önemli üniversitelerdinden birinde bilim ile mücadele ve ümit etmeyi birleştirip çevresine faydalı olmak adına tıp eğitimi alıyor.
Gerçek mücadele hiç kimsenin inanmadığı, bahanelerin çok olduğu dönemlerde umut edebilmektedir aslında.

Sevgiler

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yuh! 2018 mi Oldu?

Şems ve Kelebek Etkisini Ortak Nokta'da Birleştirebilir miyiz Acaba?

Nedir bu Belkifaydasiolur