Çünkü Her İnsan Ölecek Yaşta.

“… güzel bir şeye başla.
Ama hep güzel olsun.
Çünkü her insan ölecek yaşta.
Geç kalmayasın…”
                                                       Şems-i Tebrîzî  


Evet her insan her an ölecek yaşta.. Dünyaya geldiğimizden andan beri değişmeyen tek gerçek.

Hepimiz içinde bulunduğumuz hayatlardan dolayı anlık veya daimi olarak belirli konulardan şikayetçi oluruz. Bazen bu şikayet ettiğimiz konuları değiştirmek için bir takım aktivetelere dahil oluyoruz ama genelde hiçbir şey yapmadan şikayetlerimizin katlanarak devam etmesini izliyoruz. Fakat büyüklerimizden gördüğümüz kadarıyla genellikle hayatlarını yanlış tutkular üzerine harcadıklarına şahit oluyoruz. Şikayetlerimiz çok, bununla birlikte kendimizi mutlu edeceğini düşündüğümüz hayallerizmiz çok fakat hareket hiç yok :) Ülke olarak kitap okumayı çok sevmesek de kitap alışverişi yapmayı çok severiz, kütüphanemizdeki tüm rafları bizi heyecanlarından kitaplarla doldurabiliriz, hepsinin içinde hayallerimiz vardır. Genellikle de o kitaplardan bir sayfa çevirecek vakti kendimize ayırmayız. Hayallerimiz de bu şekilde raflarda her geçen artarak devam ediyor ve ne yazık ki sürekli olarak şikayetlerimizle bu raflardan uzaklaşarak yaşamaya devam ediyoruz.

Şikayet varsa mutsuzluk, huzurluk vardır. O halde neden hala aynı şartlar altında yaşamaya ve hayat kalitemizi düşürmeye devam ediyoruz. Bunları atlatabilmenin tek çıkış yolu değişimdir. Mutsuzluklardan, umutsuzluklardan, canınızı sıkan, size ve etrafınıza huzursuzluk yaratan her şeyden kurtulabilmenin tek yolu değişimdir. Ferrasini Satan Bilge isimli kitabın arka kapağında şu şekilde bir ifade vardır;

Bir düşünce ekersin, bir eylem biçersin.
Bir eylem ekersin, bir alışkanlık biçersin.
Bir alışkanlık ekersin, bir karakter biçersin.
Bir karakter ekersin, bir kader biçersin.

Yaşadıklarınız sizde alışkanlık yapmadan önce bu değişim için bir ateş yakmak gerekmektedir.

Peki değişim nereden başlayacak?

Değişim insanın kendini tanımasıyla başlayacak. Yunan mitolojisindeki tanımıyla ya da Matrixten hatırlayanlar için “Temet Nosce” yani, kendini tanı. Öncelikli olarak bu hayattan neler beklediğimizi, nelerin bizlere uygun olduğunu veya nelerin uygun olmadığını düşünmeliyiz. Evet bir çoğunuz diyebilir ki, bu hayatta bir çok şey bizim kontrol edemediğimiz şekilde gelişiyor. Hatta toplulumuzda çok sık görülen bir şekilde kaderimizde ne varsa onu yaşıyoruz da diyebilirsiniz. Ama kader dediğimiz olgunun bir tercih paradoksu olduğunu unutuyoruz veya işimize gelmediği için göz ardı ediyoruz. Tercihler ve tercihlere ait sonuçlar bellidir, insan iradesini kullanarak tercihini yapar, sonucunu yaşar ve kaderi oluşur. O yüzden artık bugüne kadar yapmış olduğunuz tercihleri bir kenera bırakıp yeniliklerin peşinden gidin. Neler yapabileceğinizin sınırlarını ancak kendinizi yeterince tanıdıkça bulacaksınız.

İkinci büyük problemse değişimden ve yeniliklerden korkuyor olmamız. Denediğimiz bir şeyin sonuçlarından korkuyoruz ve şu an ki şikayetlerimizden de kurtulamıyoruz sürekli bir umutsuzluğun içine sürükleniyoruz değil mi? Yanlış anlamıyorum umarım. İşte burada en nefret ettiğim ve hatta klişeleşmiş kavram ortaya çıkıyor “Konfor Alanı” Evet bu şekilde bir tanımlma yapılmış fakat içinde bulunduğumuz yer çok da konforlu değil ki, her şeyden şikayet etmiyor muyuz biz, o konfor alanı dedikleri yerde?

Platon, Devlet isimli eserinde Mağara Alegorisiyle bu konfor alanını net bir şekilde ortaya koymuştur. Bir mağarada üç kişiyi etrafından hiçbir şeyi göremeyecek bir şekilde zincilenmişlerdir. Yanlızca güneşin doğdu zamanlarda dışarda olup bitenlerin içeride oluşan gölgelerini görebilmektedirler. Bu kişiler doğdukları andan itibarende o şekilde zincirli oldukları için bu durumdan şikayetçi değillerdir. Bir gün mahkumlardan bir tanesi zincilerinden kurtularak mağaranın dışına çıkmış ve güneşi, dünyada olup bitenleri anlamaya başlamıştır. Hayatın gölgelerden değil de gölgelerin oluşmasını sağlayan güneş ve nesnelerden olduğunu anlamıştır. Geri dönüp arkadaşlarına bu durumu anlatmaya çalıştığında ise tamamen sert bir tepkiyle karşılaşarak hayatın gölgelerden ibaret olmadığını anlatamamıştır.

Gölgeler toplumun bize dayatmış olduğu konfor alanı çizgileridir, gölgeler gerçek değil gerçekliğin yansımasıdır. Etrafımızı keşfetmeden, sorgulamadan istediğimiz hayatları yaşamayacak ve şikayet etmeye de devam edeceğiz.

Değişimin önündeki engellerden bir diğeri ise, “her şeyi kontrol altında tutmaya çalışan manyaklığımız.” Hayatın hiçbir alanında bir konuya tamamıyla hakim olamayız arkadaşlar, hayatımız bir bilgisayar programı veya bir şirketin yıllık bütçesi gibi kontrol altında tutabilecek bir olgu değil, o bilgisayar programları, bütçeler bile çoğu zaman beklenenden farklı sonuçlar doğurabilmektedir. Kontrol altında tutabildiğimiz şeyler heyecan ve merak uyandırmayacaktır bizde, o yüzden akışına bırakın biraz, elinizde olanları kontrol edin geri kalanı için de heyecanla harekete geçmeye gayret gösterin.

Yukarda Şems-i Tebrizi’nin söylediği gibi güzel bir şeyler için harekete geçin, bugüne kadar olanları bir kenara bırakarak harekete geçin.

Kendinizi daha iyi tanıyabilmek, konfor alanından çıkarak, hayatı biraz daha akışına bırakarak, yenilikler keşfedip değişerek ve değiştirerek daha keyifli hayatlar yaşamak için iletişime geçin.



       Sefa KARACA
sefakaraca06@gmail.com
0553 2903919

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yuh! 2018 mi Oldu?

Şems ve Kelebek Etkisini Ortak Nokta'da Birleştirebilir miyiz Acaba?

Nedir bu Belkifaydasiolur